2 Ocak 2008 Çarşamba
Gauguin, Paul
Modern sanatın öncülerinden olan Gauguin, 1848 yılında orta halli bir ailenin çocuğu olarak Paris 'te dünyaya gelmiştir. Üç yaşındayken ailesiyle birlikte Güney Amerika 'ya gitmiş ve yedi yaşına kadar Peru 'da yaşamıştır. Belki de, çocukluğunda yaşadığı bu tecrübe nedeniyle hayatı boyunca uzaklara özlem duyacaktır. Paris 'e döndükten sonra, 1865 yılında deniz kuvvetlerine katılmış, 1871 yılında buradan ayrılarak borsada çalışmaya başlamıştır.Başarılı bir kariyer ve düzenli bir aile hayatına sahip olan Gauguin, bu sırada izlenimci ressamların eserlerini toplamaya başlamıştır. Ancak onun resme duyduğu ilgi, bir koleksiyoner olmakla sınırlı kalmayacak; hafta sonlarını resim yapmaya ayırarak başladığı bu amatör uğraşı, onun sanat tarihinin en dikkat çekici isimlerinden birisi olmasına yol açacaktır. 1876 yılında, izlenimcilerin bilge büyüğü Pissarro 'yla tanışmış ve aynı yıl Salon sergisine bir resmini yollamıştır. Nihayet, 1883 'de sadece resim yapmaya yoğunlaşabilmek için mesleğini terketmiştir. Bu dönemde Monet, Sisley ve Pissarro etkisi altında izlenimci resimler üreten Gauguin, 1880 - 1886 arasındaki izlenimci sergilerin dördüne katılmıştır. Ancak, resim tutkusu ailesinin geçimini sağlamasına yeterli olmayınca işinden sonra ailesini de terketmek zorunda kalmış ve 1886 yılında Kuzey Fransa 'ya Pont Aven 'e giderek burada uygarlıktan ve şehrin karmaşasından uzakta resim üretmeye yoğunlaşmıştır. 1888 tarihli Yakup 'un Melekle Mücadelesi bu döneme ait önemli çalışmalarından birisidir. Pont Aven 'de genç sanatçı Emile Bernard ile birlikte sentetizm adını verdikleri yeni bir resim üslubunu geliştirmiştir. Bu; iki boyutlu resimde üç boyut hissini vermek için kullanılan göz aldatıcı teknikleri bir yana bırakan dekoratif bir üsluptur. " Renk iki boyutlu bir tabaka olarak imgenin kapladığı alanı örtecek biçimde sürülüyor ve kalın dış çizgilerle sınırlanıyordu. " [RİCHARD, L.; Ekspresyonizm Sanat Ansiklopedisi, s.24] Breton resimleri Gauguin 'in sanatında yeni bir dönemi ortaya koyar ve onun halk sanatı ve ilkel sanata olan ilgisini yansıtır. Dönemin diğer önemli sanatçılarıyla da arkadaşlıklar kuran Gauguin, 1888 'de Arles 'a giderek bir süre Van Gogh 'un yanında çalışmış ancak iki sanatçının arasındaki uyuşmazlıklar üst seviyeye çıkınca buradan ayrılmıştır. Sembolist edebiyat ve resim çevresiyle ilişki içerisinde olan Gauguin, bir süre Paris 'te kaldıktan sonra tekrar Breton bölgesine dönmüş ve bu dönemde, baş yapıtlarından birisi olan Sarı İsa 'yı gerçekleştirmiştir.Bu arada uzak dünyalara olan özlemi giderek artmaktadır. Nihayet, 1891 yılında Tahiti 'ye gitmek üzere Fransa 'dan ayrılır. Uygarlıktan uzak bu cennette Gauguin, yerli halk ile birlikte yaşamış ve sanatsal üretimine yoğunlaşmıştır. Konusunu yerli halkın günlük yaşamından alan resimlerinde üslupsal gelişimini, klasik bir anlatım biçimine dönüştürmüştür. Nereden Geliyoruz? Kimiz? Nereye Gidiyoruz? (1897) adlı resminde sanatçı yaşamın kökenini, aşkın ve ölümün anlamını sorgulamaktadır.1893 Temmuz 'unda Paris 'e dönen Gauguin 'i, 1895 'de yeniden Tahiti 'de görürüz. Burada çok sayıda resim ve ahşap heykel üretmeye devam etmiştir. Resimleriyle 20. yüzyıl sanatını derinden etkileyen Gauguin, 1903 yılında yaşlı kıtadan çok uzaklarda, uygarlığın henüz kirletmediği bir yeryüzü köşesinde yaşama veda etmiştir.
Degas, Edgar
Hilaire Germain Edgar Degas, 19 Temmuz 1834'de Paris'te, zengin bir Fransız-İtalyan ailenin oğlu olarak dünyaya geldi. Babası Auguste Degas, Napoli ve New Orleans'da da şubeleri olan Degas Padre e Figli adlı bankacılık şirketinin Paris şubesini yönetiyordu. Resim sanatına ilgisi küçük yaşta, babasıyla zamanın önemli koleksiyonerlerine yaptıkları ziyaretler sırasında oluştu. 1853 yılında liseyi bitirdiğinde ressam olmayı aklına koyan Degas, aile işini devralmasını isteyen babasını memnun etmek adına hukuk okuluna kaydolsada, zamanını Louvre'da Primitifleri kopya etmekle geçiriyordu. Kısa süre sonra okulu bıraktı ve Louis Lamothe'tan ders almaya başladı. Bu arada Paris'teki Güzel Sanatlar Okulu'na girdi, ancak sadece bir dönem okula devam etti. Dönemin ünlü koleksiyonerlerinden Edouard Valpinçon'un onu Ingres'le tanıştırması hayatının dönüm noktalarından biri oldu. Bazı resimlerinde büyük etkisi olan Ingres ona doğayı bırakıp ustalardan kopya yapmasını tavsiye etti ve çizime verdiği önemi aşıladı. Sonraki yıllarda sanatın bir yalan olduğu iddasını ısrarla savunan Degas, bu düşüncesinin etkisiyle sürekli yeni teknikler araştırmış, ilerleyen yaşlarında bile ustaların eserlerinin kopyasını yapmayı bırakmamıştır
Da Vinci, Leonardo
Öncü bir dahiydi. En az sanatı kadar bilimsel çalışmalarıyla da 15. yüzyıl ve sonrasını aydınlattı. Yaşamı hala tam anlaşılamayan sırlarla dolu Leonardo Da Vinci, ateşi evrendeki en büyük güç sayıyordu. Adının her hecesi de “ateş” anl***** geliyordu.Yalnızca Rönesans’ı temsil eden bir şahsiyet değil, onun biçimlenmesini sağlayan bir yaratıcı. İlahi güzelliği, keskin zekası, çalışma azmi ile döneminin ressamlarını gölgede bırakan evrensel insan. Hala tam anlaşılamamış olaylarla dolu 67 yıllık yaşamında son sözleri, Goethe gibi “biraz daha ışık” değil “biraz daha zaman”dı. Daha yapacak çok şey vardı ve zamanın yetmediğine üzülüyordu. Yaş***** ve işlerine bakarsak göreceğimiz şey şudur: “O zamanının çok ilerisinde yaşadı ve yaşıyor.”“Beş duyu ruhun yöneticileridir.”Asıl adı “Lionardo” olan ve arşiv belgelerine göre yaşamı boyunca “di Ser Piero da Vinci” olarak adlandırılan Leonardo’nun yaşamı ile ilgili rakamsal notlar ya da bağlantılar, büyükbabası Antonio’nun torununun doğum tarihini 15 Nisan 1452, Cumartesi, saat 22:30 diye not düşmesiyle başlıyor.Leonardo doğumundan sonra annesinin evinden alınır ve annesinden ayrı, onu hiç tanımadan büyür. Varlıklı bir ailenin çocuğu olmanın tadını çıkardı diye düşünenlerin aksine çok zor bir çocukluk geçirir. Buna karşılık hayatına çocukluğu ile ilgili çok fazla şey yansıtmaz, belli ki üzerini örtmüştür. Hiçbir zaman “anne” kelimesini ağzına almayacak ve ileride kaleme alacağı notlarında ondan sadece ismiyle, kısaca “Caterina” diye söz edecektir.Ailenin çocuğa ilgi gösteren tek üyesi Francesco Amca sayesinde büyük bir merakla doğaya ilgi duymaya başlar. Bir yandan hayal gücü, bir yandan doğa. Goethe’nin “Hayat, en iyi olarak canlı aracılığıyla öğretilir.” Sözünü amcası ona daha o dönemlerde aşılar. Yakaladıkları böcek, sinek ve kelebekleri inceleyerek canlı doğa hakkında bilmediği birçok şeyi öğrenir. Aynı zamanda ne kadar çok şey görürse, o kadar çok şey öğreneceği gerçeğini de. Kısa bir süre sonra doğduğu yerden ayrılarak ailesinin yerleştiği Floransa’ya gider. Burada edebiyat ve müzik okulunda eğitim almaya başlar.“Göz bütün dünyanın güzelliklerini kavrar.”Leonardo adının içindeki zengin heceleriyle çok güzel bir ritmi vardır. Taşıdığı gücü gizlice bu hecelerin içine yerleştirmiş. Bunu çözmek için küçük bir formül: “Lion-nar-do” Bu gücü anlatan üç ayrı kelime. Aslında “ateş”i anlatan eşanlamlı kelimeler. Biraz daha açtığımız zaman “lion” (aslan) ateş grubunun burcu, “nar” Arapça’da ateş, “do” (od) yine ateş anlamında. Leonardo’nun evreni dört elementle tanımlayışında ateş diğer tüm elementleri içine alan, en büyük güç olarak karşımıza çıkıyor. Leonardo’nun adı da bu evrensel gücü bize hissettiriyor. Doğuştan solak olup da aynı zamanda sağ elini kullanabilen kaç kişi tanıyorsunuz? Peki bu özelliklere sahip kaç ressam vardır? Leonardo sahip olduğu özellikler sayesinde özgün ve etkileyici olmayı başardı. Bu yeteneğinin elbette farkındaydı ve bunun onu farklılaştıracağını, diğer pek çok ressamdan ayıracağını biliyordu. Günlüklerini sağdan sola ve tersten yazabiliyordu. Tüm bunlar zaten gelişmiş olan beyninin her iki korteksinin faaliyetlerini de hızlandırıyordu.“Tek başınayken her şey sana aittir, yanında birisi varsa yarısı sana aittir.”Leonardo, 1483’te bilinen ilk kompozisyonu “Kayalıklar Madonnası”na başlar. Epey karmaşık bir metafizik resmi sayılan bu eserinde alışılmışın dışında bir düzenleme yapar, yepyeni bir perspektif yaratır. Uzaysal perspektif ile dağınık ışık kullanarak konunun biçimini değiştirmeyi başarır. “Kayalıklar Madonnası”nın (1483-1486) tamamı Leonardo’nun eseridir.Bu dönemde salgın hastalık iki yıl içinde on binin üstünde ölüme neden olur fakat Leonardo bu salgından kurtulur. Defterlerini de işte bu tarihte yazmaya başlar. Leonardo’nun notlarında iki önemli özellik göze çarpar. Birinci özellik tersten yazması, ikincisi ise yazılar ile çizimler arasında ilişki kurmasıdır. Bu defterlerden günümüze yalnızca otuz bir tanesi ulaşabilmiştir.İlk gençlik çalışmalarının ardından kuşlara benzettiği masalsı uçan makineler çizer. Anatomi çizimleri bu tarihlerde başlar. İnsan anatomisi ile çok ilgilenir. Canlı hayvan incelemeleri yanında, insan kadavraları üzerinde diseksiyon çalışmalarına da yönelir. İleride anatomi ile ilgili 1500 çizimden oluşan muazzam koleksiyon ortaya çıkaracak Leonardo’nun kalp ve dolaşım, üreme, solunum, sindirim ve sinir sistemlerine ilişkin incelemeleriyle geçirdiği bu yıllar onun araştırma ve deneylere ayırdığı en verimli dönemdir.“L’Ultima Cena” (Son Akşam Yemeği)Leonardo, Milano’daki Santa Maria dele Grazie Manastırı yemekhanesi için “Son Akşam Yemeği” freski siparişini alır. İtalyanların deyişiyle “L’Ultima Cena” (Last Supper) adlı eser büyük bir talihsizlik nedeniyle günümüze sağlam ulaşamaz. Kullanılan tekniğin amacına hizmet edememiş olması en büyük talihsizliktir ve Leonardo’yu da içinden çıkılamaz bir sıkıntıya sokar. Bir dizi desen çalışmalarının ardından freske başlar, iskeleler kurulur. Gece gündüz bu resme devam eder. Şafak sökmeden uyanır, güneş batana kadar durmadan çalışır. Bazen de “Son Akşam Yemeği”nin önünde durur tek bir fırça sürmeden, sadece düşünerek gününü geçirir. Ona göre “yüce ruhlar ara sıra daha az çalışmakla daha fazla şey yaratırlar, çünkü onlar ruhlarında ide’yi ararlar.”Aradan bir yıl geçer ama Leonardo resmi söz verdiği halde bitiremez. Fresk hızlı çalışmayı gerektirir ama onun detaycı ve titiz tavrı buna engel olur. Gölge ve ışığı birleştiren yeni tekniğini uygulamaya başlar ama kullandığı malzemeler ayrı zamanlarda kuruduğundan istediği sonuca çabuk ulaşamaz. Bitireceği tarih devamlı ertelenir. Resmin her aşamasında sabırla ve derin bir araştırmayla çalışır. Seçilmiş her bir figür için önceden kişilik analizleri yapar. Yaklaşık üç yılda tamamlanan bu resim (1495-1497) insan dehasının mucizelerinden biri olarak tarihe adını yazar.“La Gioconda” (Mona Lisa)Francesco del Giocondo’nun eşi Lisa Gherardini 1503-1506 yılları arasında Leonardo’ya modellik yapmasaydı, acaba “Mona Lisa” (La Gioconda, La Joconde) ortaya çıkar mıydı? Herhalde çıkardı. Çünkü Leonardo kafasında tasarladığı resim için model arayan birisi idi. O olmasaydı mutlaka başka bayana poz verdirecekti. Güzel bir kadın olan Mona Lisa’ya alışılmışın dışında bir yöntemle poz verdirdiğini bilmemizde fayda var. Modelini hoş tutmak için müzik dinletmiş, yeni enstrümanlar getirtmiş onu eğlendirmek için çeşitli oyunlar oynatmıştı. Onun tüm bu çabalarındaki amacı eserin baş kahramanı kadına ustalıkla yaklaşarak kafasındaki profili yüklemekti.Kadınsı bir ifadeye sahip ancak ne kadın ne erkek gibi algılanabilen bir insan duruyor karşımızda. Başının büyüklüğünün ifadeyi güçlendirdiğini düşünmek mümkün. Figüre bakan kişiye göre yüzünün sol tarafı hüznü ve yaşlı birini, sağ tarafı ise mutluluğu ve genç bir insanı yansıtıyor. İki elin üst üste duruşu özellikle dikkatleri ele çekmek içindir. Bir anlamca iki elini kullanabilen bir ressamın bilinçli olarak dikkati modelin ellerine çekmesi şeklinde yorumlanabilir. Vücut duruşu ise tıpkı arka planda görünen yol kıvrılışı gibidir. Bize göre baş, sağa yani bize doğru bakar, gövde ters yöne yani sola, üstte duran sağ el sağ yöne doğru çeker bizi, sol el ise ters yöne.Eser kimine göre dört yılda tamamlanır, kimine göre ise tamamlanmadan bırakılır. Biçilen değer ise henüz yapım aşamasında iken bile en yüksek düzeylere ulaşır.Son DönemleriYaşamı boyunca 30’u insan olmak üzere, 100’ü aşkın kadavrada yaptığı anatomik diseksiyon çalışmaları sonucunda 779 anatomik çizim gerçekleştirir. Bu çalışmalara 1506’da başlar ve 11 yıl sürdürür. En yoğun dönemi 1513 yılında başlar. Fakat ölülerle çalışmasına yasak konunca ister istemez çalışmaları yavaşlar. Gerçeğe en yakın portresi 63 yaşında iken yaptığıdır. Hayatının son yıllarını Fransa’daki Cloux Şatosu’nda geçirir. Kral François onunla çok yakından ilgilenir. Sağlığı günden güne bozulan Leonardo da Vinci’yi en çok üzen şey ellerindeki eklem iltihabıdır. Sağ elini artık kullanamaz ama çizmeye devam eder. Son günlerini cömert bir kralın sunduğu güzelliklerle geçirir.Cloux Şatosu’nda 15 Nisan’da, 67. doğum gününün ardından vasiyetini hazırlar, 2 Mayıs günü vefat eder. Son nefesini verirken yanında Kral François ve en sadık dostu Francesco Melzi vardır. Francesco ölüm anında şöyle düşünür: “Leonardo gibi bir insanı doğanın bir daha yaratmaya gücü yok.”Leonardo’nun İlkleri- Sanat ve bilimin kenetlenmesi tarihte ilk kez Leonardo ile bu kadar güçlü oldu.- Resimde klasik üslubu zirveye ulaştırdı.- Bir doğa parçasını resmin esas konusu yapan ilk Batılı sanatçıydı.- İlk kez resme kişiliği getirdi. Birbirine benzer yüzler yerine farklı karakterlerdeki yüzleri resmetti.- Tutkal boya yerine ilk kez yağlıboya kullandı.- Yeni perspektif anlayışı getirdi.- Sfumato tekniğini ilk kez kullandı. Gölgeden ışığa doğru yeni bir geçiş yaptı, biçimlerin gizemli bir yarı gölgeden yavaş yavaş çıkmasıyla üçünü boyut yanılsaması yarattı.- İlk kez sağdan sola ve tersten, ancak ayna tutularak okunabilecek notlar yazdı.- “Mona Lisa”da kullandığı boyutla farklılık yarattı.- Görmeyi fotoğraf makinesinin mantığıyla açıklayan ilk kişi oldu.- Görme duyusuyla ilgili sinirlerin, gözün arkasından çıkıp beyine ulaştığını ilk gözlemleyen anatomici oldu.- Modern karşılaştırmalı anatomi disiplinine öncülük etti.- İnsan vücudunun parçalarını kesitler halinde ilk o çizdi.- Kalbin ilk kez sağ ve sol ventrikül ayrımını ortaya koydu.- Sol ventrikül duvar kalınlığının, sağ ventrikül duvar kalınlığına oranla yaklaşık üç kat fazla olduğunu saptadı.- Öküz kalbi kullanarak ilk yapay kalp modelini hazırladı.- Beynin ve kalbin odacıklarının görünüşünü ilk o ortaya koydu.- Rahimdeki bebeğin hiç bilinmeyen bilimsel çalışmalarını o yaptı.- İnsan vücudundaki oranları belirledi ve “altın oran” ile doğada da aynı oran dengesini buldu.- İlk teleskopu Leonardo’nun yaptığı düşüncesi kesinlik kazanmasa da “Manuscript F” olarak bilinen cep defterindeki çizim bunu düşündürmektedir.- Yeni makineler üretti, makinelerin doğa ile yakınlığını araştırdı.- Çok detaylı ve gerçekçi haritalar hazırladı.- Bitkilerde yaprak düzeni sistemini ilk tarif eden kişiydi.- Botanik bilimine öncülük yaptı.- Bir ağacın yaşının, gövde kesitindeki halkaların sayısına eşit olduğunu tespit etti.
Cézanne, Paul
Fransız ressamı. Sonradan banka müdürü olan bir şapkacının oğlu. Orta öğrenimini Bourbon lisesinde (!852-1858) yaptı.Orada Emile Zola ile tanışıp arkadaş oldu. Birlikte şiirler yazdılar tatillerde Aix kırlarında uzun gezintiler yaptılar. Cezzane resim dersi veren bir okula devam etti, sonra bir gün babasının yerine geçebilmek amacıyla hukuk öğrenimine başladı. Babası adı verilen bir yazlık ev aldı. Cezanne orada bir atölye kurdu. Zola 1860 ‘ta Parise gitti; Cezzanede onun ardından Paris’e gitmek ve ressam olmak istediğini babasına söyledi. Babası oğlunu 1861’de oğlunu Paris’e götürerek Güzel Sanatlar okulunun giriş sınavlarına hazırlanmak üzere İsviçre akademisi adlı okula yazdırdı Fakat Paul Cezzane çok geçmeden sıla özlemi çekmeğe başladı. Eylül’de yurduna dönerek babasının bankasında bir işe girdi. Tekrar resme başladı, babasının ve arkadaşı Cüce Achille Emperaire’nin portrelerini yaptı.1862’de kendini bütün bütün resme vermek amacıyla Paris’e dönme kararı aldı. Babası ona küçük bir aylık bağladı. Cezanne her gün Zola ile buluşuyordu. İsviçre akademisinde Guillaumin ve Pisarro ile tanıştı. Sıkı bir sanat tutumu vardı. Koyu renkler kullanıyor, boyayı çok kalın sürüyordu. Fakat, yeni arkadaşlarının etkisi altında açık renkler kullanmağa başladı geçimsiz olması arkadaşlarını ondan uzaklaştırıyordu. Zaman zaman umutsuzluğa kapılıyor, sık sık Aix’e çakiliyordu.1866’da devlet sergisine ilk defa bir eserini gönderdi.Eser kabul edilmedi.Ömrünün sonuna kadar gönderdiği resimlerin hiçbiri bu sergiye kabul edilmeyecekti.Yalnız bir defa arkadaşuı Guillemet, bir eserini sergiye kabul ettirdi ama bu resim de kimsenin ilgisini çekmedi. Cezzane, Hortanse Fiquet ile tanıştı ve ondan bir oğlu oldu.1870 Savaşı patlak verdiği zaman, Cezzane, Provence’ da bulunuyordu.Estaque’ da anesinin evinde Hortense ile yaşıyor, manzara resimleri yapıyordu. Sanatı gelişmişti, renkleri daha canlıydı, boyayı daha ince sürüyordu.1872’de yeniden Paris’e gitti, Louvecinnes’ de Pisarro’ nun yanında çalışmaya başladı (Balıkçı Köyü, Coeur Volant yolu, Şarap pazarı.)Auvers-sur-Oise’ a yerleşti, orada doktor Gachet ile tanıştıve eseri bakımında bir dönüm noktası olan Asılmış Adamın Evi’ni (1873) yaptı (Louvre)İzlenimcilerin ilk sergisine Auvers’da Manzara, Modern bir Olympia v.b ile katıldı(1874).portresini yaptığı Victor Chocquet adında bir resim sever kendisiyle ilgilendi (1876). İzlenimcilerin üçüncü sergisine tenkitçilerin ve halkın tepkisine yol açan onaltı resim yolladı. (1877).Sonra Medan’e yerleşen Zola’nın yakınında, Melun’ de ve Seine kıyısında çalışmağa başladı.Cezzane, Paris bölgesinde çeşitli manzaralar ve natürmordlar yaptıktan sonra yeniden Provence’ a döndü ve dünyadan elini eteğini çekti 1884 ‘ Horstense Fiquet ile evlendi ve marsiyalı Monticelli ile resim yapmağa başladı.Zola’nın yayımladığı L’Oeuvre (Eser) adlı roman arkadaşlıklarına son verdi: Cezzane romanda Lantier adlı kişinin kendisi olduğu sanmıştı. Babasının ölümünden sonra (1886), Cezzane, karısıyla oğlunun Pariste oturmak istemelerine rağmen Aix’ te kaldı.Sainte-Victorie dağından çeşitli manzaralar yaptı, yalnız sanatı için yaşıyordu.Tablolarında duyguların canlılığına kompozisyon titizliği,ritm ve düzen katmak, tabiatın asıl yapısına, Ayrıntıların ötesindeki özüne varmak istiyordu.Ambroise Vollard, 1895’ te onun eserlerinden derlenmiş önemli bir sergi açtı ise de halkın anlayışsızlığını yenemedi: Cezzane’ın tablolarıyla birkaç amatör ilgilendi. Cezzane, 1899’da resimlerini Bağımsız Ressamlar sergisine verdi.adı tanınmağa başladı.Emile Bernard Charles Camoin gibi genç ressamlar ona akıl danışıyorlardı.Cezzane bazen Paris’e gidiyor.Fontainebleau ormanında çalışıyodu.Bir ara, Birinci Son bahar sergisine katıldı.Önce fovlar, sonra kübistler onu kendilerine usta olarak kabul ettiler.Sözleri ve mektupları üstüne çeşitler yorumlar yaptılar. Hayatının son dönemindeki bazı önemli eserleri:Kağıt oynayanlar (1890), Pipolu adam (1890), Gustave Geffroy (1895), Annecy gölü (1896), Yıkanan Kadınlar (1895-1905), Tezhipli İhtiyar Kadın (1900-1905), Teshipli İhtiyar Kadın (1900-1906)Louvre’ da, Amerika, Japonya ve Avrupa’ nın başlı müzelerinde tabloları vardır.
Bierstadt Albert
Alman kökenli Amerikalı ressam ve fotoğraf sanatçısı.Sanat kariyerine 19. yüzyılın ikinci yarısında başladı. 1853’te eğitim için Düsseldorf’a gitti. Amerikalı ressam Worthington Whittredge ve Carl Wimar ile tanıştı. Sık sık tarih ressamı Emmanuel Leutze’in atelyesine uğradı. Alman ressamları Carl Friedrich Lessing ve Andreas Aachenbach’ın manzara kompozisyonlarına hayran kalan Bierstadt, Düsseldorf ekolünün temsilerinden biri oldu.
ünlü ressamlar
- Bierstadt Albert
- Cézanne, Paul
- Da Vinci, Leonardo
- Degas, Edgar
- Gauguin, Paul
- Gogh, V.W.Van
- Klimt, Gustav
- Leighton, L. Frederic
- Macke, August
- Marc, Franz
- Schiele, Egon
- pablo picasso
- Gürel, Peyami
- Hamdi, Osman
- Hoca Ali Rıza
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)